BASIN AÇIKLAMASI
HUKUK DEVLETİ, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE TUTUKLAMA TEDBİRİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME
Komedyen Deniz Göktaş hakkında yürütülen soruşturma kapsamında verilen tutuklama kararı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü ve ceza muhakemesinde koruma tedbirlerinin uygulanma koşulları bakımından hukuk kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmuştur.
Denizli Barosu olarak bir kez daha vurguluyoruz ki; hukuk devleti, yalnızca suçların soruşturulmasını değil, soruşturma sürecinde temel hak ve özgürlüklerin de en güçlü şekilde korunmasını zorunlu kılar. Ceza yargılamasının amacı, maddi gerçeğe adil yargılanma ilkesi çerçevesinde ulaşmaktır. Bu nedenle koruma tedbirleri, cezalandırmanın değil, yargılamanın sağlıklı yürütülmesinin araçlarıdır.
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlükler ancak demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olarak sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 19. maddesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını güvence altına alırken, 26. maddesi düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü koruma altına almaktadır. Aynı güvenceler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. ve 10. maddelerinde de yer almaktadır.
İfade özgürlüğü; yalnızca toplumun benimsediği, rahatsızlık yaratmayan veya çoğunluk tarafından kabul gören düşünceler için değil; sarsıcı, sert, rahatsız edici ve tartışmalı ifadeler için de geçerlidir. Demokratik toplumların ayırt edici özelliği, tam da bu tür ifadelerin hukukun güvencesi altında bulunmasıdır. Mizah ve hiciv ise tarih boyunca toplumsal eleştirinin en önemli ifade biçimlerinden biri olmuş; değerlendirilirken kullanılan ifadelerin bağlamı, anlatım tekniği, gösterinin bütünü ve sanatsal niteliği birlikte ele alınmıştır.
Hiç kuşkusuz ifade özgürlüğü mutlak değildir. Hukuken korunan değerlere yönelik saldırılar yargısal denetime konu olabilir. Ancak bir ceza soruşturmasının yürütülmesi ile kişi özgürlüğünü ortadan kaldıran tutuklama tedbirinin uygulanması aynı hukuki değerlendirme kapsamında ele alınamaz.
Tutuklama, ceza muhakemesinin en ağır koruma tedbiridir ve ancak son çare olarak başvurulabilecek istisnai bir tedbirdir. Kanunun aradığı kuvvetli suç şüphesinin yanında; kaçma tehlikesi, delilleri yok etme veya değiştirme ihtimali ya da tanıklar üzerinde baskı kurulması gibi somut olguların varlığı ortaya konulmadıkça kişi hürriyetinin sınırlandırılması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Kamuoyuna yansıyan bilgiler dikkate alındığında; soruşturmaya konu gösterinin uzun süredir aleni şekilde sergilenmiş ve yayımlanmış olması, maddi delillerin büyük ölçüde dijital kayıtlarla sabit bulunması, ayrıca şüphelinin yurt dışından kendi iradesiyle Türkiye’ye dönmüş olması karşısında, adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağı hususunun somut ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulmasının hukuki zorunluluk olduğu kanaatindeyiz.
Ceza muhakemesinde koruma tedbirlerinin uygulanmasında ölçüt; kamuoyunda oluşan tartışmalar, toplumsal tepkiler veya suçlamanın niteliği değil; kanunda öngörülen somut şartların gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Aksi yaklaşım, tutuklamanın istisna olmaktan çıkarılarak fiili bir peşin cezalandırma aracına dönüşmesi riskini beraberinde getirir.
Masumiyet karinesi, hukuk devletinin temel taşıdır. Hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan herkes masumdur. Yargılama makamlarının görevi de bu ilkeyi gözeterek, temel hak ve özgürlükler ile kamu yararı arasında adil dengeyi sağlamaktır.
Denizli Barosu olarak; yargı bağımsızlığına ve devam eden yargısal sürece duyduğumuz saygıyı korurken, kişi özgürlüğünü sınırlayan tedbirlerin Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ceza muhakemesinin evrensel ilkeleri doğrultusunda zorunluluk, ölçülülük ve son çare olma esasları çerçevesinde uygulanmasının hukuk devletinin vazgeçilmez gereği olduğunu kamuoyunun bilgisine saygıyla sunuyoruz.
